ANA FİKİR

“EVİN HALLERİ”*

 

Pandemi sürecinin olağanüstü koşulları günlük hayatımızı çok farklı noktalarda zorladı. Sağlık, eğitim, güvenlik, alışveriş, seyahat, ticaret, ibadet gibi günlük hayatın değme noktası olan bütün konular hiç olmadığı kadar zorlayıcı koşulları dayattı ve üstelik bu dayatmalara karşı hiç bir hazırlığımız yoktu.

 

Bu sıradışı durumda zorunlu olarak diğer mekânlardan uzak durup, çoğunluğumuz için alışılmadık uzunluktaki vakitleri evlerimizde geçirince ister istemez evlerimizi ve evlerimizden yola çıkarak ev üzerine düşüncelerimizi de gözden geçirir olduk. Evlerimizin, hep içinde olduğumuz mekânlar arasında en ayrıcalıklı konuma sahip olduğunu fark ettik.

 

Şimdi, hâlâ içinde olduğumuz bu olağanüstü durum “yeni normal” gibi zorlama terimlerle adlandırılmaya çalışılırken biz de ilk şaşkınlığı üzerimizden atıp, olanları biraz daha mesafeli olarak düşünmeye başladık.

 

Sokağa bakınca neredeyse hiç bir şey olmamış da biz bir zaman önce tuhaf bir rüya görmüşüz ve bu rüyayı bir yere yazmadığımız için yine hızla unutacakmışız gibi görünüyor. Oysa hazır evlerimizi ve evlerimizden yola çıkarak diğer evleri ve bu evlerden yola çıkarak ev fikrini gözden geçirmeye ve ayrıca düşünmeye başlamışken bunu bir adım öteye taşıyarak bu durumdan edindiklerimizi paylaşıp, ‘ev meselesi’ni olabildiğince ayrıştırıp, yeniden toparlayabiliriz diye düşünüyoruz.

 

Ev içiyle, içiyle dışı arasındaki arayüzleriyle, sokağıyla, mahallesiyle, sitesiyle şimdi eskisinden de fazla ve ayrıca dikkat çekici çok önemli bir konu olarak duruyor önümüzde. Hane halkının herbiri yaşlarıyla birlikte ayrı ayrı tanımlanıyor ve aramıza şimdiye kadar bilmediğimiz bir mesafe daha giriyor. Aynı evin içinde bu mesafe de neyin nesi derken başka türlü bakmaya başlıyoruz. Apartmanın merdiveninde ya da asansöründa her zaman gördüğümüz insanlarla karşılaşmak sevimli bir merhabadan, potansiyel bir tehlikeye dönüşüyor. Hitchcock filmlerinde katilin hemen kapı komşumuz olabileceği düşüncesi kadar tedirgin edici bir durum bu.

 

Ev bir sığınak mı, yuva mı, bizim mi, istediğimiz gibi mi, istediğimiz yerde mi, hep kalabilir miyiz, misafir miyiz, az sonra gidecek gibi miyiz, güvende miyiz, yeterince mahrem mi gibi sorular sanki daha önce hiç düşünmediğimiz sorularmış gibi düştü aklımıza bu pandemi süreci içinde.

 

Hazır bu sorular aklımıza düşmüşken bu konuları didikleyelim dedik. İlgilendiğimiz ve üzerinde çalışmak istediğimiz ‘ev meseleleri’ni ve çalışma yöntemimizi aramızda paylaşarak tekrara düşmeden, olabildiğince farklı konular üzerinde durarak ortak derdimiz olan bir meseleyi tek başımıza yapamayacağımız kadar iyi bir biçimde irdeleyebileceğimizi fark ettik.

 

Bu geniş çerçeve içinde çalışmak isteyen mimarların çalışmak istedikleri konuyu, bağlamı ve yöntemi kendileri belirleyip, diğerleriyle paylaşarak ilerlemeleri tekrara düşmemek ve farklı gruplar arasında olabilecek ortak çalışmaları geliştirmek açısından önemli. Bu nedenle öncesinde başlamak, sonrasında da devam etmek gibi kapılar da açık kalmak üzere 01 — 21 Ağustos 2020 aralığı ortak çalışma süreci olsun istedik. Daha kısa süre çalışmak isteyenler -bu tarihler arasında olmak üzere- daha kısa bir zaman aralığını da kullanabilir. 1 Ağustos’taki başlangıç tarihi, bu çalışmaya katılacak öğrencilerin okullarının bitmesini beklemekle, belirli bir sürecin gerekliliği ise süreç içindeki çok katılımlı tartışma, çalışma ve paylaşımlar için ortak bir zamanı kullanışlı ve gerekli bulmakla ilgili olarak belirlendi.

 

Çok az şeyi süreci içinde paylaşıp, tartıştığımızı ve dolayısıyla kapalı devreler içinde geliştirmeye çalıştığımızı düşünerek bu çalıma yönteminin zorlamadan ve zorlanmadan gelişkin bir fikre ulaşmak için iyi bir yol-yordam olmasını ve kendimiz için geliştirici olacağını düşündüğümüz bu çalışma yönteminin “günün sonunda” bir açık kaynak olarak benzer konularla ilgilenmek isteyen herkesin kullanımında olmasını istiyoruz. 

Nevzat Sayın, Temmuz 2020

Atölye Dizisi

© 2020 WEB TASARIMI | DİLARA SEZGİN