EKİPLER

Tuğba Okçuoğlu

YENİDEN EV'DE

Atölye Sonuçları

Charles and Ray Eames, What is a House, Arts & Architecture, July 1944

Ev neye benzer? Ne eve benzer? 

Ev ne gibi? Ne ev gibi?

Nedir ev ve ne değildir? 

Ev’de ne iyi hissettiriyor? Neresi ev gibi? 

Ev’in baktığı yer / bir açıklık / doğadan bir parça / ışığın gün içindeki değişimi 

Radyoda müzik / tanıdık kitaplar / saksıda bitkiler / fotoğraflar / çay, kahve, yemek sesleri / saatin biteviye tıkırtısı 

Kapıyı kapatıp zinciri çekebilmek / sınır çizmek / içeride olabilmek / ‘özel hayatın dokunulmazlığı’ 

Komşu sesleri / tamirat gürültüleri / sokaktan geçenler (kuş cıvıltısı gibi huzur veren veya sinir bozan) 

Ev’i kullanıyor muyuz? Ne için kullanıyoruz, kullandıkça bitiyor mu? 

Ev’e mecbur değil miyiz, uykuya mecbur olduğumuz gibi? 

Daha önceki ev’lerimiz 

Otel / yurt odası / yazlık / komşu, tanıdık, akraba ev’leri 

Bir ev’i almaya veya kiralamaya karar verdiğimiz an (aşık olur gibi ya da razı olur gibi) 

Ev kendimizi başımıza hiç kötü bir şey gelmeyeceğine inandırdığımız yer (?) 

COVID-19 hastalığının dayattığı sosyal mesafelenme ve kamusal alan kullanımının kısıtlanması, çalışma, sosyalleşme, yemek yeme, seyahat etme, öğrenme ve bunun gibi pek çok alanda günlük hayat paradigmasını sarsarak yeni bir psikolojik alan ve pratik oluşturdu. Durumun sıra dışılığı sosyal etkileşmeyi büyük ölçüde dijital platform ve imkanlara indirgemiş durumda. Bu, elbette, yüz yüze iletişim kurmaya ve yakın olmaya alışmış bizler için alışması zor bir durum ama iletişim imkanlarını çoğalttığı da ortada. Fiziken ‘ev’ ile kısıtlanıp dijital olarak tüm dünyaya açılan yaşam alanlarımız üzerine mimarlar olarak yeniden ve birlikte düşünme, bilgi üretme ve anlamlandırmanın kıymetli olduğunu düşünüyorum. Daha evvel uzun süre birlikte çalıştığımız Nevzat Sayın’ın daveti üzerine ‘Evin Halleri’ başlığı altındaki atölyeler dizisinden birini kurgulamaya böylelikle giriştim. 

3 senedir İsveç’in Malmö kentinde yaşıyorum, burada Malmö Üniversitesi’nde kentsel çalışmalar alanında yüksek lisans yaptım. Sonrasında ise aynı üniversitede mimarlık ve görsel iletişim üzerine ders vermeye devam ediyorum. İsveç’e gelmeden önceki eğitimim ve mimari pratiğim İstanbul’da geçti. Atölyenin amacı ev’in nasıl dönüştüğü, bizi nasıl dönüştürdüğü ve geleceğe yönelik potansiyeli üzerine okumak, tartışmak ve ev’in yeni zemini üzerine kurulan zihinsel yoğunluğu yazılı ve/veya çizili ürünlere dönüştürüp paylaşıma açmak. Sonuç olarak atölye katılımcılarının kendi ev’lerinin üzerine düşünmelerini, geleceğe yönelik kişisel projeksiyonlar yapmalarını, bunları da çizerek ve/veya yazarak ifade etmelerini bekliyorum.

Hijyen ve yaşam alanlarının ilişkisi ev’in tasarım ve kullanımını temelden etkileyen bir alan. Bugün normal olarak görüp sorgulamadığımız pek çok fonksiyon ve pratiğin gündelik hayatımıza girişi tarihsel olarak oldukça yeni. Örneğin tuvaletlerin ev dışında olması, ev içinde temiz ve sıcak suya ulaşımın zorluğu, bulaşık ve çamaşır makinesi gibi gereçlerin kullanımının ancak kısa süre önce yaygınlık kazanması gibi… Ev’deki hijyen koşulları ve ev’in tasarımı arasında dönüştürücü bir ilişki var. Hastane, sanatoryum gibi mekanların yaygın, kapsamlı ve sağaltıcı fonksiyonları konut gibi kalıcı veya otel gibi geçici mahrem yaşam alanlarının tasarımını etkiliyor. 

Öte yandan özellikle toplumsal cinsiyet açısından baktığımızda kadına ev’de atfedilen rol, görev ve beklentiler kamusal hayatın şekilleniyor. Kısmen özgürleşmiş modern kadının olağanüstü pandemi koşulları altında yeniden kamusal alandan ve üretimden el çekmek zorunda kaldığını gözlemliyoruz. Ev içi şiddetin arttığı bu süreçte, özellikle çocuklu ev’lerde, temizlik, çocuk bakımı ve eğitimi gibi konularda dışarıdan herhangi bir yardım alamayan anneler için günlük hayatın çok daha zorlayıcı olduğunu görüyoruz. 

Eve kapalı kalma konusu ev’in bundan sonra nasıl ele alınacağı ile ilgili ev’in hem kullanıcısı hem de tasarlayıcısı olan mimarlar için de yeni bir düşünme alanı açtı. Ev’de gıda üretimi, ev atıklarının azaltılması, sirküler kullanımlar ve geri dönüşümün yanı sıra birlikte yaşama (co-living) konusunda da ev’e yenilikçi fikirlerle tekrar bakmak için karantina koşulları - zorunlu da olsa - iyi bir fırsat veriyor.

Bu koşullar altında ev’in tasarımı üzerine düşünmek, tartışmak ve yeni olasılıklara ışık tutabilmek adına 03-21 Ağustos 2020 tarihleri arasında 3 haftalık bir dijital atölye tasarladım. 9 öğrencinin katılımıyla gerçekleştirilecek atölyede öğrencilerin 3’lü gruplar halinde çalışmasını hedefliyorum. Her hafta atölye konusunu belirleyen üç alt başlıktan biri ele alınarak konu ile ilgili üretim yapılacak. Buna göre ilk hafta hijyen konut ilişkisi yani ev’in nasıl dönüştüğü, ikinci hafta ev’in kullanıcılarını nasıl dönüştürdüğü özellikle kadınların, çocukların ve yaşlıların nasıl etkilediği tartışılacak, son olarak üçüncü hafta ise ev’in geleceğe dönük birlikte yaşama ve üretim olasılıklarını tartışacağız.

Her hafta haftanın temasıyla ilgili okuma parçaları ve videolar olacak bunların yanı sıra konular İsveç’ten ve Türkiye’den farklı disiplinlerden konuklar ile de tartışmaya açılacak. Kaynakların ve konuşmacıların bir kısmı İngilizce olacağından öğrencilerden İngilizceye hakim olmalarını bekliyorum. Atölye özellikle tartışmalar üzerinden devam edeceği tartışmaya ve fikir geliştirmeye açık öğrencilerin katılımını önemsiyorum. Bu bağlamda atölyeye başvuracak öğrencilerden ev ve pandemi üzerine yakın zamandaki deneyim ve düşüncelerini içeren bir A4’ü geçmeyecek uzunlukta Türkçe veya İngilizce olarak yazılmış bir yazı talep ediyorum.  

 

Başvurularınızı 24 Temmuz 2020 tarihine kadar iletebilirsiniz:

tugba@hlf-arch.com 

YÜRÜTÜCÜ

KATILIMCILAR

Atölye Dizisi

© 2020 WEB TASARIMI | DİLARA SEZGİN